Ateş Böceği
Bunca deneyimden sonra öğrendiklerim:
Nâzım'ın “ölürken zeytin ağacı diken adam” örneği gibi, başkalarına yararı dokunacak şeylerin en önemli hazine olduğunu öğrendim.
Geçici ile kalıcı arasındaki farkı öğrendim.
Hayatta ne kadar hata yaparsanız yapın, eğer zamana dayanan ve gelecek kuşaklara aktarılan eserler vermişseniz ayakta kalıyorsunuz. Şöhret ve mutluluğun ateşle kar gibi olduğunu öğrendim.
Kozmosta hiçbir büyüklük ifade etmeyen dünyamızın bir köşesinde yaşadığımız küçük hayatı çok önemsememeyi öğrendim.
İnançların, insanların ölüme karşı çırpınışı olarak tanımlanabileceğini kavradım ve o andan itibaren samimi dindarları eleştirmedim. Gerçek başarının bir yan ürün olduğunu öğrendim.
En iyi yaşam biçiminin, düşman yaratmadan yaşamak olduğunu öğrendim.
Büyük sanatçıların sadece kendi yaratısıyla uğraştığını, kimseyi kıskanmadığını öğrendim.
Dünyayı değiştirmenin ne kadar zor olduğunu öğrendim.
En güzel düşüncenin bile siyaset alanına girdiği zaman çürüdüğünü, siyasetin bütün kavramları daralttığını ve yozlaştırdığını öğrendim.
Kentte büyümüş bütün memur çocukları gibi hayvanlara çok uzaktım ve onlardan korkardım. Sonra onlarla kucak kucağa yaşamayı öğrendim ve dünyamı zenginleştirdiler.
İnsanoğlunu bu kadar çılgın bir tür hâline getiren ve birbirine kıymaya götüren itkinin, öleceğini bilen tek canlı olmasından kaynaklandığını anladım.
Bilgeliğin bilgiden çok daha önemli olduğunu yüreğimin derinliklerinde duydum.
Müziğin, ebedî sessizliği yırtma çabası olduğunu kavradım. Dünyanın, dönüşü sırasında Si notası çıkardığı söylenir. Galiba en kalıcı ve en güzel ses, bu uzun Si sesi. Ötesi, cılız çırpınmalar.
Makamıyla, parasıyla, şöhretiyle övünenler beni güldürmeye başladı.
Sonunda “ben” dediğim varlığın, kozmik sonsuzlukta bir an yanıp sönen BİR ATEŞBÖCEĞİ BİLE OLMADIĞIMI öğrendim.