livaneli.
← Kitaplar
livtr:0001683026001-1.jpg

Huzursuzluk

Kitap · 2017

Merhamet zulmün merhemi olamaz!

İstanbul’un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider. Onun, önce sevdaya sonra ölüme yazılmış, Mardin’de başlayıp Amerika’da sona ermiş hayatını araştırmaya koyulur. Böylece âdeta bir girdabın içine çekilir, tutkuyla ve hırsla gizemli bir kadının peşine düşer.

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü misliyle yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın ve kelamın çocuklarının hikâyesi… Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğiyle buluşturuyor.

İlk Baskı Yılı : 2017
Ebat : 14×20
Baskı Sayısı : 1
Sayfa Sayısı : 160

Kitaptan

Artık insanların Gılgamış'ı, Enkidu'su, Hera'sı, Afrodit'i yok, onların yerine hip hop, futbol, müzik ve sinema tanrıçaları var. Tanrılar ve tanrıçalar gibi onların aşk, evlenme, boşanma, kavga, kıskançlık, cinayet maceralarını izliyorlar.

Doğu'nun bilginleri Batı gibi kitapla değil, sözle, şiirle, menkıbeyle, meselle konuşur.

Bu dünyada hiçbir şey insanları söz kadar etkileyemez. Orta şark da sözün zirveye vurduğu yerdir, hiç bir bölgenin şiiri, menkıbesi masalı bu kadar kuvvetli, insanın yüreğine işleyen kudrette değildir. İşte bu yüzden bizim buralarda şairler büyücü sınıfına girer. İnsanları güzel sözlerle büyüledikleri için.

Tam tersi sanılır ama zaten hayatta normal olan huzursuzluk durumudur, huzur ise çok ender yakalanan ender anlardır olsa olsa.

Ben sadece kendimi tedavi etmek için yazıyorum, insan denilen yaratıkların arasında yaşama gücümü tekrar bulabilmek için. Daha doğrusu öyle sanıyorum. İnsanları pençesine almış, çöl hecinleri gibi hepimizin ağzını kan içinde bırakan 'harese' den kurtulmak için yazıyorum ve zaman zaman kendimi şu sözü tekrarlarken yakalıyorum: Ben bir insandım!

Araplar sevdaya garam diyordu, aşk ise sarmaşıkların sarılması anlamındaydı ki belki de sevdaya daha çok yakışan birşeydi.

Merhamet de zulmün bir parçası. Merhamet zulmün merhemi olamaz.

Belki de her şeyini yitiren bir insanın son sığınağı insan onurudur, elinde kalan tek şey budur.

'Bu dünya bir penceredir./ Her gelen baktı geçti.' diye tekrarlıyorum durmadan. Felsefe bundan başka nedir ki; raf çökerten onca kitap, onca üniversite, anlı şanlı felsefe profesörleri, sözüm ona varlığı sorgulayanlar bundan başka bir şey söyleyebilirler mi?

İnsan umudunun bir kısmını kaybederse üzgün görünür ama tamamen umutsuz kalınca, (gözlerinde karanlık bir nefret okunur. Kardeşine, anana, babana bile güvenmezsin, insan kılığındaki her yaratığın içindeki canavarı görürsün hep, başka bir şey görmezsin."